|
Küreselleşen dünyada artan rekabet, tüketicinin artan
beklentileri ve ürünlerin kısalan ömür çevrimleri, üreticileri zor
bir durumla karşı karşıya bıraktı: Müşteriye sunulan mal ve hizmet
kalitesinden ödün vermeden maliyetleri daha da düşürebilmek.
Yıllardan beri uygulanan planlama ve kontrol teknikleri ile bunları
destekleyici karar destek sistemleri, fabrika içindeki maliyetleri
düşürmede etkili olmuştu. Ancak müşterilerin beklentilerini
karşılayacak ürünleri sunma etkinliğini artırmak için daha fazlasını
başarmak gerekiyordu. Bu amaçla tedarikçiden üreticiye, üreticiden
müşteriye uzanan ağda, yani tedarik zincirinde yer alan tüm aktörler
ve bunların arasındaki akışlar ele alınmaya başlandı. Amerikalı
araştırmacı Skinner’in dediği gibi, “bu ağda, fabrika içinde
sağlanabilecek maliyet tasarruflarının çok ötesinde tasarruf olanağı
bulunabilirdi. Çünkü mevcut durumda çok fazla örtüşen ve tekrarlanan
faaliyet bulunmaktaydı”. Firmaların son yıllarda tedarik
zincirlerinin yönetimi konusunda giderek daha fazla yatırım
yapmalarının nedeni de bu faaliyetlerin daha etkin
gerçekleştirilmesi sonucu elde edilecek yararların artık herkes
tarafından biliniyor olmasıdır.
Tedarik zinciri yönetimi (TZY); müşteri ihtiyaçlarını
karşılamak ve sistemin toplam maliyetini en aza indirebilmek üzere,
malzeme ve ürünlerin doğru miktarlarda üretilmesini, doğru yerlere
doğru zamanda ve miktarda dağıtılmasını sağlayacak şekilde,
tedarikçileri, üreticileri, depoları ve perakendecileri
bütünleştirecek yöntem ve tekniklerden oluşmaktadır. Bu tanımdan
anlaşılacağı gibi, TZY ürünün müşteri istek ve ihtiyaçlarına
uygunluğunu ve maliyetleri etkileyecek tüm tesisleri ve aktörleri
kapsamaktadır.
Tedarik zinciri yönetimi, bu tesis ve aktörler arasında
tedarikçilerden müşterilere doğru oluşan (ileriye) akışlarla
ilgilidir. Seksenli yıllardan itibaren araştırmacılar zincirde
geriye doğru akışlarla ilgili çalışmalar da yapmaya başlamışlardır.
Geriye doğru akışlar, müşteriden kaynaklanan ve üreticiye doğru
gerçekleşen ürün akışlarıdır ve birçok şekilde ortaya çıkabilir.
Örneğin, kullanılmış ve/veya ömrünü tamamlamış ürünlerin yeniden
değerlendirilmesi ya da uygun bir şekilde bertarafı için tüketiciden
toplanarak üreticilere ulaştırılması geriye doğru bir ürün akışı
doğurur. Bunun dışında garanti yükümlülükleri çerçevesinde tamiri
veya değişimi istenen bozuk ürünlerin üreticiye akışları ile
Internet üzerinden satın alınan bir ürünün doğru ürün olmaması vb.
nedenlerle tüketici tarafından iade amacıyla geri gönderilmesi de
geriye doğru akış yaratır.
Firmalar, kullanılmış ürünlerde arta kalan ekonomik
değerin, ürüne yeniden değer eklenerek veya eklenmeden tekrar
kullanılabilmesini sağlamak için geriye akışı desteklemektedir.
Bunun yanında, ekolojik çevreyi göz ardı eden iktisadi kalkınmanın
sürdürülebilir olmadığı hipotezinin, bilim insanları tarafından
sayısız araştırmaya konu edildiği görülmektedir. İşletmelerin kâr
etme güdüsüyle kaynakları hiç bitmeyecekmiş gibi tüketmesi, ekonomik
çıkarların dengelenmesini gerektirecek yeni açılımlara yönelmeyi
zorunlu kılmıştır. Ayrıca tüketicilerin çevreyle ilgili konularda
gün geçtikçe bilinçlenmesi ve çevreye daha az zarar veren ürün ve
firmalara yönelmeleri ile birlikte firmaların da pazarlamanın
toplumsal anlayışa dayalı yapısı gereği, gelecek nesilleri dikkate
alarak, doğal kaynaklardan en fazla ve adil yararlanma
duyarlılıkları, her iki taraf açısından yeni yaklaşımlara zemin
oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, kullanılmış ürünleri bertaraf etmenin
giderek artan maliyetleri söz konusudur. Avrupa Birliği (AB)
ülkelerinde gerçekleştirilen yeni yasal düzenlemeler, üreticilere
“genişletilmiş üretici sorumluluğu” (Extended Producer
Responsibility) kavramı kapsamında yeni yükümlülükler getirmektedir.
Bu sorumluluk çerçevesinde üreticiler, ekonomik ömrünü tamamlamış
bir ürünün yeniden kazanımını ve/veya bunun teknolojik ya da
ekonomik olarak mümkün olmadığı durumlarda uygun şekilde bertarafını
garanti altına almak zorundadırlar.
Tedarik zincirinde geriye doğru akan malzemeler, ileriye
doğru akanlardan farklı özellikler taşımaktadır. Her şeyden önce
daha düşük değer içermektedirler; çünkü yeni olmayıp
kullanılmışlardır. Ayrıca farklı ulaştırma ve depolama koşullarını
gerektirirler. Ayrıca, kullanılmış ürünlerin toplanmasında miktar,
zamanlama ve kaliteleriyle ilgili önemli oranda değişkenlikler söz
konusudur. Geriye akışın ileriye akışla bütünleştirilmesi
(tesislerin kullanımı, yeni tesisler için yer seçimi, yeni
toplama/ulaştırma sistemlerinin kurulması, vb) ise başlı başına bir
sorundur. Bu nedenlerle geriye akışın planlanması ve kontrolü,
tersine tedarik zinciri yönetimi (reverse supply chain management)
başlığı altında giderek daha fazla araştırmacının ilgi gösterdiği
bir alan olarak ortaya çıkmaktadır.
Tersine tedarik zinciri yönetimi (TTZY),
aşağıdaki faaliyetlerin planlanması ve kontrolünü içermektedir:
(i).
Tüketici elinde kullanım ömrünü
tamamlamış ve garanti süresi içinde bozulmuş ya da geri çağrılmış
ürünlerin belli noktalarda toplanması,
(ii).
Toplanan ürünlerin üretici firma eline
geçmeden önce ya da sonra muayene ve ayıklama işlemlerine tabi
tutulması,
(iii).
Geri kazanılır durumdaki ürünlerin
uygun bir geri kazanım yöntemi ile değer eklenerek veya eklenmeden
tekrar kullanılır hale dönüştürülmesi,
(iv).
Ekonomik veya teknolojik nedenlerle
geri kazanılır durumda olmayan ürünlerin yakma veya gömme yoluyla
uygun bertarafı,
(v) Geri kazanılan ürünlerin birincil veya
ikincil pazarlarda yeniden satışa sunulması.
Yukarıda belirtilen “uygun geri kazanım yöntemi”; tamir,
yeniden kullanım, yeniden imâlat ve geri dönüşüm alternatiflerinden
biri olabilmektedir. Tamir, kullanılmış ürünün yeniden
çalışır hale getirilmesidir. Yeniden kullanım, ürünün ya da
ambalajın herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın tekrar kullanımını
ifade eder. Yeniden imâlat, kullanılmış ürünlere değer
eklenerek bu ürünlerin yeni ürünler kadar kaliteli hale
dönüştürülmesi işlemidir. Geri dönüşüm, kullanılmış ürün ve
parçalardan elde edilen malzemelerin yeniden kullanımı anlamına
gelmektedir.
Günümüzde, geri kazanım faaliyetlerinden biri olan yeniden
imâlata konu olan ürünlerin büyük bir çeşitlilik gösterdiği dikkati
çekmektedir. Bunlar arasında yazıcılarda kullandığımız toner
kartuşlarını, fotokopi makinelerini, taşıt araçlarında bulunan vites
kutusu ve motor gibi çeşitli bileşenleri, ağır vasıta
tekerleklerini, ofis mobilyalarını, cep telefonlarını, buhar
türbinlerini ve tıbbi ekipmanları sayabiliriz. Yalnızca A.B.D.'de
büyüklüğü 53 milyon Dolar olan yeniden imâlat sektöründe faaliyet
gösteren 70.000 firma bulunmakta ve bu firmalarda 480.000 kişi
çalışmaktadır.
Dünyadaki en büyük yeniden imâlatçılardan biri olan
Caterpillar inşaat, yapı ve madencilikte kullanılan çeşitli ağır iş
makinaları üretmektedir. Bu makinaların motorlarını ve temel
bileşenlerini yeniden imâl edilebilir şekilde tasarlamakta ve bunun
sonucunda ürünler ömür çevrimlerini defalarca kez
yineleyebilmektedir. Şirketin mevcut yeniden imâlat programında
A.B.D., İngiltere ve Meksika’daki 6 tesiste yılda 2 milyondan fazla
ürün işlenmekte ve 23.000 tondan fazla kullanılmış ürün geri
kazanılmaktadır. Caterpillar’ın yeniden imâl edilebilir ürünleri
arasında motor bileşenleri, vites kutusu, hidrolik ve elektronik
parçalar sayılabilir. Ağustos 2005’te Caterpillar ve Land Rover
şirketleri arasında Caterpillar'in Yeniden İmâlat Hizmetleri
bölümünün Land Rover’in küresel yeniden imâlat hizmet sağlayıcısı
olması konusunda bir ön anlaşma yapılmıştır.
IBM şirketi de 1998 yılında Küresel Varlık Geri Kazanım
Hizmetleri bölümünü (Global Asset Recovery Services) kurmuştur.
Bu bölümün misyonu kiralama süresinin bitmesiyle geri dönen veya
satılmadığı için elde kalan bilgisayarların ve diğer donanımların
tek bir elden yönetilmesidir. Geri kazanım işlemlerinin optimal
şekilde yürütülmesi IBM’in yalnızca maliyetlerini düşürmesine ve
kârını artırmasına değil aynı zamanda yürütmekte olduğu çevreyle
ilgili programları iyileştirmesine de yol açmıştır.
İsveçli beyaz eşya üreticisi Electrolux 1998 yılında
İsveç’in Motala kentinde bir yeniden imâlat tesisi kurmuştur. Bu
tesiste hem garanti kapsamında olup servis elemanları tarafından
tamir edilemediği için değiştirilen hem de taşıma sırasında zarar
gören yeni ürünler (ocaklar, mikrodalga fırınlar, buzdolapları ve
çamaşır makineleri) ile kiralama süresi dolan ürünler yeniden imâl
edilmektedir. 2001 yılında 5.500 ev aleti bu şekilde işlem
görmüştür.
Dünyanın önde gelen fotokopi makineleri üreticisi Xerox
1990’lı yılların başından beri ekipman yeniden imâlatı ve parça
tekrar kullanımı/geri dönüşümü programları uygulamaktadır. Bu sayede
1.5 milyar poundluk atığın – bu da 2.3 milyon makineye karşılık
gelmektedir – oluşması önlenmiştir. Bu da New York’taki ünlü Empire
State Binası’nı yaklaşık 4 defa dolduracak miktarda malzemeye
eşittir. Xerox’ın kullanılmış ürünlerdeki parçaların yeniden
kullanımı konusunda elde ettiği başarının nedenlerinden biri modüler
ürün mimarisi, diğeri de aynı ürün ailelerinde bulunan farklı makine
modellerinde kullanılan ortak modüllerdir. Bu şekilde geri dönen bir
makine yine aynı model makine olarak yeniden imâl edilebileceği gibi
sonraki ömrünü aynı ailede yer alan farklı bir model olarak da
sürdürebilmektedir.
A.B.D.’nin Michigan eyaletinde bulunan ReCellular şirketi
kullanılmış cep telefonu alımı yapan ve yeniden imâl edip satan
şirketlerdendir. 1991 yılında kurulan şirket pazarda uygun fiyata
yeniden imâl edilmiş oldukça farklı marka ve modeli içeren bir
yelpazede dünyanın çeşitli pazarlarında cep telefonları
satmaktadır.
AB ülkelerinde, giderek artan atık miktarını en aza
indirgemek için üreticilerin, sattıkları ürünlerin kullanım ömrü
sonundaki sorumluluğunu üstlenmeleri beklenmektedir. Örnek olarak
otomotiv sektöründe hali hazırda kullanılmış ürünlerin geri dönüşüm
oranı yüzde 25 olarak belirlenmişken, bu oranın 2008’e kadar yüzde
55’e, 2015’e kadarsa yüzde 100’e çıkarılması öngörülmektedir. Benzer
şekilde elektronik sektöründeki üreticilerin de satmış oldukları
ürünlerin geri dönüşüm sorumluluğunu üstlenmeleri gerekmektedir.
Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyalar (AEEE) (Waste Electrical and
Electronic Equipment, WEEE) adı altında çıkarılmış olan yönetmelik
AB pazarına ürün sunan üreticilerin ürünlerinin en az yüzde 75’inin
geri dönüştürülebilir olmasını talep etmektedir.
AB ülkeleri ile yoğun ticaret yapan birçok ülke gibi
Türkiye de AB Mevzuatı’na girmiş olan geri dönüşüm ve yeniden imâlat
yasalarına uygun hareket etmek durumundadır. Öte yandan AB yapısına
entegre olma sürecinde de AB’de geçerli olan Üretici Sorumluluk
Yasaları (Manufacturers Responsibility Laws) Türk yasal sürecine
entegre edilecektir. Bu nedenle üreticilerin tersine tedarik zinciri
mekanizmasına uyum sağlayabilmek için eşzamanlı olarak hazırlık
yapmaları gerekmektedir. Söz konusu yasal uyum hazırlıklarından ilki
AEEE Yönetmeliği’nin hazırlanması sürecidir. Bu doğrultuda
oluşturulan taslakta ana hedef, kullanılabilir ömrünün sonuna gelen
ürünlerin kullanıcıdan üreticiye olabildiğince kolay ulaştırılmasını
sağlamaktır. Bunun için yerel yönetimlerin desteği işleyişin bir
parçası olarak görülmektedir. Ayrıca ürünün tasarımı aşamasında geri
dönüşüme uygunluğunun zorunlu bir etmen olarak ele alınması
gerektiği belirtilmekte ve ürünün geri dönüşüm işlemlerinin
sorumluluğu üreticiye yüklenmektedir.
Bir diğer yasal değişiklik de Otomotiv Sanayicileri Derneği
tarafından hazırlanmış ve 2000’de kabul edilmiş olan Hayat Seyrini
Tamamlamış Taşıt Araçları Direktifi (HSTTAD)’dir. Burada da AEEE
yönetmeliğine benzer bir çizgi izlenmektedir. Direktifin hedefi 2006
yılına dek bir aracın ağırlığı bazında yüzde 85’inin, 2015 yılına
kadar da yüzde 95’inin geri kazanılabilir hale gelmesini
sağlamaktır.
Bunların yanında ambalaj, katı atıklar, pil ve akümülatör
için de yönetmelikler yürürlüktedir. AEEE, HSTTAD ve diğer
yönetmelikler birçok endüstrileşmiş ve endüstrileşmekte olan ülkede
olduğu gibi Türkiye’de de üretim sürecinin yapısını değiştirecek
niteliktedir. Bu nedenle yönetmeliklerin hazırlanması ve üretim
sürecinin yönetmeliklere uyumlu hale getirilmesi aşamalarında
ayrıntılı bir hazırlık yapılmalı, olası senaryolar sayısal
modellerle incelenerek belirlenecek kuralların ve önerilecek
işleyişin uygunluğundan emin olunmalıdır. Aksi halde iyi bir
planlama süreci ile uzun vadede üretim maliyetlerini düşürebilecek
olan geri dönüşüm mekanizmaları bir avantaj olmaktan ziyade bir yük
olmaya dönüşebilir. |